Her Rüzgar Savuracak Bir Toz Bulur

Bir Kadin...

11/10/2007 · Kategori: Kadinca

Bir kadın, çocuktur aslında. Çocuk gibi davranmayı sever. Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini ister. Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak okşamalıdır erkek kadını. Ama hiçbir kadın çocuk muamelesi görmek istemez. Söylediği şeyler çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasını ister. Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz.

Bir kadın güçlüdür aslında. Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür. Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez. İster ki, erkek göstersin gücünü. İster ki erkeğin gücü kendisine huzur versin. Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler. Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir. Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz. Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar.

Bir kadın sevgidir aslında. İçinde her zaman sevgiyi taşır. Sevdiklerinden kolay kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz. Zor sever ama tam sever. Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için yüreğinin kabul ettiğini, beyninin de kabul etmesi gerekir. Ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız. Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz. Ancak beyninde yer etmemişseniz her an terk edilebilirsiniz. Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette. Bunun nedeni ise engelleyemedikleri “acımak” duygusudur.

Bir kadın yalnızdır aslında. Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz. Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır. O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez. Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açmaz. Yalnızlık onun sığınağıdır. O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir. Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.

Bir kadın çılgındır aslında. Neler yapabileceğini erkek aklı hayal bile edemez. Yaratıcılığının sınırı yoktur. Ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler. Hoyratça harcamaz yaratıcılığını. Sadece erkeğine saklar. Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir. Çünkü yaşamınız asla sıradan olmayacaktır.

Bir kadın hayattır aslında. Çünkü hayatın içinde olan her şey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor. Yemek yemek, su içmek bile. Bir kadının elinden içtiğiniz suyla, kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz? Anlıyorsanız ne mutlu size. Anlamıyorsanız, ne yazık ki yaşamıyorsunuz.

Mehmet COŞKUNDENİZ

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

DOĞUDA ÇOCUK KALMAK

27/9/2007 ·

Karlı bir bahçemiz vardı o zamanlar. Bir de arıları o komşunun. Balkonumuz
ahşap döşemeli, önü açıktı. Malatya'nın ücra bir köşesinde yaşama savaşıydı
bizimkisi. Aslında benim savaşım olamaz. Çünkü hiçbir şeyden habersiz
yaşıyordum. Çocuktum, güzeldim, saftım, temizdim...

Henüz kötü aşk hikâyelerim, başarısız tensel deneyimlerim, kavgalarım,
karnemde zayıflarım olmamıştı hayatta. Hiç yere düşmemiştim ki bacağım
kanasın. Sadece gülen gözlerim ve küçük bir bedenim vardı hayata
yansıttığım. En güzeli de; zaten ben yansıttığımdan ibarettim. Ne fazlası,
ne eksiğiydim. Her salonda giyecek farklı bir maskem yoktu.

Annemdi hayatıma ilk soktuğum kadın. O beni umarsız, sebepsiz, karşılıksız
sevmiş bir kadındı. Yıllarca ben de onu sevdim. Sonra galiba biraz büyüdüm
ve aldatmayı öğrendim. İlk önce annemden başladım aldatmaya. İlk aşkımla
aldattım annemi. Sonra bir başkası, bir başkası derken annemi defalarca
aldattım. Annem ise beni hiç aldatmadı.
Annem beni hiç aldatmayacak!

Tabanında hava yastığı olan ayakkabılar vardı ben küçükken. Bir de onların
emperyalist markaları. Hatırlıyorum da çarşı pazar gezmiştik en ucuzundan
almak için babamla.

Ucuz olmalıydı çünkü biz ucuz bir hayatın pahalı insanlarıydık.

Ucuzdu hayatımız, mesela bir bisikletim olmadı hiç. Defalarca bisikletçi
dükkânına gidip en güzelini beğendim halde. İnsan her istediğine sahip
olamazdı. Hayatın kuralıydı bu ama nerden bilebilirdim. Ben henüz çocuktum.
Çocuk olmak da emek ister ucuz yaşamlarda. Arkadaşlarına özenemezsin, güzel
kıyafetler giyemezsin, en güzel çanta senin olamaz. Güçlü
Olmak daha çocukken bir zırh değil, bir gereksinim olur.

O anaokulunu hiç unutmayacağım. Evimizden 1 veya 2 kilometre uzakta ve
tepedeki, yokuşu dik anaokulu. Komşunun çocukları ile giyinir kuşanır kar
kış dinlemez yürürdük o yolu. Aslında o yol bizim anaokulunun yolu değildi,
aynı mahalleden çocukların yürüdüğü kader yoluydu. Evden başlar ve nerde
biteceği belli olmaz bir yoldu o.Şimdi kimi mühendis, kimi
Doktor o çocukların. Dedim ya o yol evden başlar ama anaokulunda bitmezdi.
Fakat biz hep biter sandık. Yürüdük, yürüdük... O yolu her gün yürüdük biz,
her gün o sonmuşçasına.

Bir gün bir kutu gördüm pencereden baktığımda. İnsanların elleri üstünde
taşıdığı, karlar üstünde yavaş yavaş yürüyen bir kutu.
Anneme sordum 'tabut' dedi. İçinde ise arkadaşım varmış. Ebedi yolculuğa
erken çıkmıştı Pınar. O yolu şimdi eller üstünde ve gözleri kapalı
gidecekti. Annesinin eve gelmesini beklerken kara yenik düşmüş Pınarım;
gözleri karla kapanmış. Gördüğüm ilk cenaze; arkadaşımın cenazesiydi.

Dedim ya çocuktuk, güzeldik, saftık, temizdik. Ölümler bizi üzemezdi. Biz o
yolu yine ertesi gün hiç bir şey olmamış gibi
Yürüyüp gidecektik...

Doğuda çocuk olmak, batıdaki orta halli bir adamdan daha ızdıraplıdır. Bunu
Batı bilemez, Batı ancak tartışır...
Duyarlılığınızın devamını dilerim , iyi günler...

Yorum (1) Yorum yaz!

Sustum..!

28/1/2007 · Kategori: Siir

 

 

 

                            Sustum..!

sustum!

ne kadar susulacaksa o kadar sustum!

kendimle konuşuyorum şimdi yalnız..

yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime

Kimse duymuyor...


sustum!
sustu dudağımdaki şarkı, gözlerimdeki şiir
yaraları yalayan rüzgar
sokaklarında kahrolduğum şehir
gözlerim konuşuyor yalnız...


sustum!
bin ah sürüp dudaklarıma
ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
sustu benimle deniz,
sustu deli dalgalar, sustu martılar...
umutlarımı sarıp rüzgarlara
uzaklara savuruyorum her gece
yıldız yapıp serpiyorum gökyüzüne
kimse görmüyor...

sustum!
saçı ağarmış hayaller
nemli kirpiklerle
bulutlandığında gözlerim
gökte şimşek olup çakıyorum
kimse farketmiyor...


Sustum!
tuz basıp yaralarıma!
sustum
içinde volkanlar taşıyan bir derviş gibi
yaslanıp yalnızlığın duvarına
gül döküp kalabalıklara
kimsesiz geziyorum gönül ülkemi her gece
kimse bilmiyor...


sustum!
sustu benimle gök, sustu dağ, sustu toprak
acılar konuşuyor şimdi yalnız
yaralı gönlümün sızıları konuşuyor
tutup öldürüyorum içimdeki sevdaları bir bir
atıyorum uçurumlardan
kimse hissetmiyor...


sustum!
saçlarını kokluyorum rüzgarların
dudaklarından öpüyorum hayatı
içimde incecik bir sevgi ürperiyor
sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme
gelmiyor beklediğim bahar
yaralar merhem tutmuyor
gözyaşı olup dökülüyorum kaldırımlara
mendil silmiyor
yağmur dinmiyor
sevdiğim bilmiyor...


sustum!
sustu benimle sarı sabır, sustu hasret, sustu zaman
sustum
yalnız gözlerimle dokunuyorum hayata
kimse anlamıyor...


sustum!
İçimdeki dalgalar kabardıkça volkanlar gibi
sustum
sustu dudaklarım, sustu gözyaşlarım
sustu gözlerimdeki şiir
gönlümdeki nehir
bulutlar haykırdı isyanımı
şimşekler haykırdı
sadece ben duydum
sadece ben...


sustum!
ey beşiğini sallayıp boğduğum hayat
kucağımda büyütüp öldürdüğüm sevgi
yaralar merhem tutmuyor
geceler avutmuyor
ben sustum
acılarım konuşuyor yalnız...


ben sustum!
susmuyor yüreğimi kavuran kasırga
pencereme vuran yağmur damlaları
susmuyor her gece dışarda inleyen rüzgar
gelmiyor bahar
kuşlar sevinmiyor
yıldızlar küs
ay üzgün
güneş doğmuyor
acılar dinmiyor
içimde binlerce şiir kanıyor her gece
kimse bilmiyor...


sustum!
sustu benimle sarı sabır,
sustu hasret,
sustu hayat,
sustu zaman,
acılar konuşuyor yalnız..
acılarım konuşuyor..
kimse duymuyor...
duymuyor...
duymuyor...
artık duy sesimi...

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (7) Yorum yaz!

Günün Güzel mi?

28/1/2007 · Kategori: Hayat

 


Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama. Yarım saat erkene kurulsun saatin

Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..

Pencereyi aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin

Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin

Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin. Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart. Çek kızarmış ekmek kokusunu içine. Bak güzelim kahvaltının keyfine..

Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin

Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile

Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla, ohhh şöyle bir hafifle.

Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de..

Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak. Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..

Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok darda iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?

Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi? Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara. Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..

Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..

Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..

Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..

Saklama tabakları, bardakları misafire. Sizden ala misafir mi var bu dünyada

Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil, şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..

Gece evinde, dostların olsun. Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?

Ama en önce ve illaki sağlık olsun!...


Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::